YUSUFÇELİK

Hoş geldin eylül

Eylül.

Takvim yaprakları arasında saklı, sonbaharın ilk sayfası.

Eylül sadece mevsimsel bir geçiş, sonbahara giriş değil aynı zamanda ruhsal ve duygusal bir dönüşümün de başlangıcıdır. Nedendir bilinmez ama kendimi bildim bileli eylülün başlaması, bana apayrı bir huzur, dinginlik ve mutluluk getirir. Eylül, aynı zamanda benim dünyaya geldiğim, yılın en sevdiğim ayı.

Kelimenin etimolojik kökenini irdelediğimizde farklı kaynaklarda hasat ve kutlama olarak yazıyor.  

Türkçe Sözlük ise “ilkgüz” olarak isimlendiriyor.   

Gelelim eylülün güzelliklerine.

Yazdan kalma ısrarla parlayan ama yakmayan güneş ve en sevdiğim o ılgıt ılgıt esinti.

Eylül, doğanın renk paletini değiştirir. Yaprakların sarıya, kızıla, kahverengiye ve turuncuya dönüşümü doğanın olağanüstü bir hediyesidir.

Eylülün diğer coğrafi olayı 2. ekinoks yani gece-gündüz eşitliğidir. Bu yıl 22 Eylül’de meydana gelecek.

***

Eylül sadece bir ay değil duygudur.

Romantizm ve hüzün ayı olarak anılan eylül, şairlerin ve bestekarların dizelerinde ise romantizm ve hüzün ayı olarak geçer. Bazen bir özlem bazen bir sitem olarak sesleniyor iç dünyamıza.    

Eylül aynı zamanda çocuk cıvıltısısının her yerde yankılanması demektir, okulların açılmasıyla miniklerin şöleni kaplar yeryüzünü.

Televizyonlar için yeni yayın dönemidir, izleyiciler yeni hikayelere ortak olur ekranlarda.

***

Eylül, başladığı ilk saniyelerde bereketiyle geliyor ülkemizde. Deniz av yasaklarının sona ermesiyle balıkçılar “vira bismillah” diyerek, gece yarısı denize açılıyor.

Balıkçılar, 2025-2026 av sezonunda hamsinin bol olacağı kanaatinde.

Rast gele!

***

Eylül ayının bana ilk hediyesi çocukluğumda köydeki kızılcıkların olgunlaşmasıydı. Heyecanla koşardım kızılcık yemeye ağaçlara, ertesi günü iple çekerdim tekrar yemek için.

Annemle dağlarda kuşburnu toplamaya giderdik. Köydeki pınarın ocağında annem kuşburnu, salça, marmelat kaynatırdı.  

Bağbozumuyla başlayan üzüm hasadı, üzümün şıraya, şıranın pekmeze dönüşümü muhteşem bir şeydi. Oluklarda çizmeyle üzüm çiğneyerek şıra yapardık ve daha sonra toprakla mayalardı annem ve anneannem. Daha sonra şırayı kazana alırlardı ve gecenin geç saatine kadar pekmez kaynatırlardı. Pekmez kazanının ateşi başındaki neşeli sohbetler ne güzeldi. Kaynayan pekmez kokusu hala burnumda.

Çok özlüyorum o günleri.

Köydeki bahçeli evimizde bir üzüm asması vardı, yerden evin 2. katındaki ahşap balkonuna kadar uzanırdı. Asmayı indirerek üzüm toplardık.

Eylül, benim için anılarla dolu, anlatılarak bitirilemeyecek tatta bir aydır.

Hoş geldin, iyi ki geldin eylül.